Sosyal Medyayı Neden Bırakamıyoruz?

Not: Bu yazı "Hiçlik Krizi: Modern Zaman Hastalığı" makalemin devam niteliğindedir. Önce onun okunması yazıyı daha anlaşılır kılacaktır.

O yazının linki: https://www.aksitesir.org/l/hiclik-krizi-modern-zaman-hastaligi/

Kapitalist sistem ekonomik buhranı giderek derinleştiriyor, insanın insanlığa kaçabileceği tüm yolları kapatıyor. Milyonlarca bireyin yaşamı sadece geçim derdine indirgenmiş durumda. İşten eve, evden işe giden ve bunun haricinde hiçbir şey yapamayan, elleri kolları bağlanmış kitle geleceğin belirsizliğini sürekli olarak hissediyor ve bundan korkuyor. Okul çağındaki gençler için de durum farklı değil. Nihayetinde onlar da anne babalarının verdikleri harçlığa ya da çalıştıkları yerden aldıkları maaşa muhtaç hâldeler. Kapitalist sistem şiddetini her geçen gün tüm dünyada arttırıyor. 25 Aralık 2025 raporuna göre dünyanın en zengin %000,1'lik dilimini oluşturan 60.000'den az insan, dünyanın en yoksul yarısının toplam servetinin üç katına sahip. (1)

Bu durumda hayat artık yaşanabilir ve tadı çıkartılabilir bir yer olmaktan çıkıyor. Yaşamak gittikçe travmatik bir hâl alıyor ve tabiri caizse başlı başına bir can telaşına dönüyor. Sabah uyandığında evinin yandığını gören bir insanın ölüm korkusuyla sağa sola koşturmasına benzer bir şekilde bugün milyarlarca insan travmatik gerçeklikten kaçmaya çalışıyor. İşte gittikçe yaşamımızın ayrılmaz parçası hâline gelen sosyal medya ve overthink bu kaçma isteğiyle doğrudan ilgili.

Sosyal Medya

Maddi ve manevi anlamda belli bir sefalet seviyesinin altında olan insanlar düşünmeyi bırakırlar ve bu insanların kendi yarattıkları dünyaya kaçma isteği o derece artar. Gerçekler acı verir, orada olmak travmatiktir ve yarını belli olmayan birey, hayatta kalma dürtüsünün uyarısıyla kendisine yeni bir gerçeklik -bir diğer deyişle güvenli alan- inşa etmek zorunda hisseder kendisini. Kurgusal alandan kastım sadece sanal dünya değil. Muhafazakâr insanların asla tartışmaya açmadığı doğrular da kurgusal yaşama örnektir. Kişi, kendini hayatta tutan düşüncelere denize düşenin yılana sarılması gibi sarılır ve ondan asla vazgeçemez. Dünyanın en mantıklı argümanı da sunulsa bildiğinden şaşmaz. Çünkü o şeyi bırakırsa düşecektir. Kurgusal bir dünya yaratma ve orada kalarak travmatik gerçeklikten kopma ihtiyacı bugün sıradan insanlar için artık bir mecburiyet hâlini almıştır. Bu ihtiyaç giderek artmaktadır. Sosyal medya bunu en kolay ve direkt olarak sunduğu için modern zamanın bir bağımlılığına dönüşmüştür.

Sosyal medyada "kaydırma" diye bir tabir var. Kişi önüne düşen ve anında dikkatini dağıtan şeye odaklanır. Bu odaklanma otuz saniye ile bir dakika arasında değişir. Sonra o kısa şeyi tüketen birey bir diğer ürüne geçer. Böyle yaparak günde belki de bin tane içeriği kısa zamanda tüketir. Dışarıdan bakıldığında bu eylemin kanayan yaraya pansuman uygulaması olduğu anlaşılacaktır. Küçükken annelerimiz sevmediğimiz yemeği yedirmek için "aç ağzını uçak geliyor" diye bizi kandırırdı, türlü oyunlar oynayarak dikkatimizi dağıtır ve yemeği ağzımıza tıkardı. Sosyal medya da modern insana aynı şeyi yapıyor aslında. Küçük oyalanmalar ve anlık dikkat dağınıklığı ile acı gerçekten bizi uzaklaştırıyor. Kısa videoları sürekli kaydırarak beyne sürekli odaklanacağı başka şeyler sunuyoruz ve bu bizi aslında travmatik gerçeklikten uzaklaştırıyor. Böylece hayat daha çekilir hâle geliyor. Bir başka deyişle sevmediğimiz o yemeği öyle ya da böyle yiyoruz. Günde bin tane içerik kaydıran bir kullanıcının aklında çok az şey kalıyor. Bu da kaydırma eyleminin tamamen kaçma isteğiyle alakalı olduğunu gösteriyor. Kişi kendi yarattığı, sınırlarını bildiği, dolayısıyla "kendini güvende hissettiği" bir dünya yaratmış oluyor ve orada "oyalanıyor", "ömür tüketiyor". Ancak bu ağrıyan dişi çekmektense onu sürekli ağrı kesici ile gidermeye benziyor.

Sosyal medya insanı travmatik gerçeklikten iki belki daha fazla saat koparıyor. Oyalandıkça yaşamak daha acısız hâle geliyor. Ancak bunun bir bedeli var. Sosyal medya insan zihnine yaptığı o pansumanın karşılığını misliyle alıyor. Çünkü sanal alemdeki bu kurgu her şeyiyle insanın doğasını bozan, onun düşünme ve hayat biçimini olumsuz yönde etkileyen bir şey. Bunun nedenlerini şöyle sıralamak istiyorum:

a. Sosyal medya insanı yaşama bağlayan, ona hayat enerjisi veren her şeyi yapay bir şekilde sık sık tatmin ediyor. Güzel olmak, beğenilmek, insanların size "like" atarak ilgisini göstermesi, bir şeyleri iyi yaptığını gösterme ihtiyacı vs. Bütün bunlar gerçek hayatta, bir topluluk içinde yapıldığında değerli olabilecek şeyler. Buna karşın dijital dünya tamamen kurgusal dünyada yapay bir zevk üretiyor. Bu insanı tatmin eden, ona kişiliğini ve özgüvenini kazandıran bir şey değil. Tam tersi dopamin obeziteliğine yol açan, hayat enerjisi vermektense o enerjiyi sömüren bir kanser. Çünkü söylediğim gibi kurgusal dünyanın asla gerçek olmayan hisleri bunlar ve insan beyni sürekli olarak "boş yere" uyarıldığı ve "anlık zevkler" ürettiği için artık genele yayılan yaşama motivasyonu üretemiyor. Oysa insanı var eden şey tam olarak bu; genele yayılabilen bir hayat enerjisi.

b. Sosyal medya dikkat süresini olabildiğince kısaltarak insanı var eden en temel değeri de onun elinden alıyor. Akıl yürütmek, bütüncül bakmak, analiz etmek, sorgulamak, düşünmek vs. Otuz saniyelik içerikler tüketildikçe bireyin bir şeye odaklanma alışkanlığı da köreliyor. Bu sadece "dikkat dağınıklığı" olarak ele alınıyor ama daha fazlası aslında. İnsan bir konunun üzerinde ne kadar fazla durabilirse onu o kadar derinleştirir. Sorgulamak da bir şeyi öğrenmek de buna bağlıdır. Bir konu üzerinde uzun saatler geçirememek o kişinin öğrenme, algılama ve derinleştirme edimini elinden alır. Bu da aslında onun insanlığını elinden almak demek.

c. Sosyal medya bir süre sonra gerçeğin reddini meşru bir hâle getirir ve kurgu dünyasını hakikatlerin önüne koyar. Bu da hayatın gerçekleriyle mukavemet etme kapasitesini gittikçe düşürür. İstediği anda kurgusal dünyaya kaçabilen, canı ne zaman isterse o zaman kendi gerçekliğine ışınlanabilen birey gittikçe gerçek dünyanın acılarına karşı bağışıklığını yitirir. Bu da hakikatlerle kurulan her temasın bir bunalıma döndüğü karanlık bir yaşam pratiği yaratır.

Nihayetinde bugün sosyal medyanın, "kaydırmanın", ne kadar zararlı olduğu artık herkesçe biliniyor. Ancak bu mecradan kopabilmek insanlara zulüm gibi geliyor. Bu eğitimsizlikten ya da başka bir şeyden kaynaklanmıyor. Söylediğim gibi bu artık bir ihtiyaç gibi görünüyor. Bütün gün çalışmış, akşam halk otobüsüyle bir saatte evine dönmüş bireyin sosyal medyaya dalıp sürekli kaydırmasından ve bu şekilde dertlerini unutmasından daha doğal bir şey olamaz. Sosyal medya bağımlısı olmak için mantıklı bir bahane ama bu onun doğru olduğunu göstermiyor elbette.

Overthink

Hayatımızda giren yeni kavramlardan birisi de overthink. Bu kavramın gittikçe daha çok kullanıldığını görüyoruz. Bir şeyi olağanın üzerinde düşünme eylemi de aslında hayattan kopma ve kendi gerçekliğine sarılıp güvende olma isteği ile doğrudan etkili. Kişi zihnini meşgul eden bir şey üzerine neden saatlerce düşünme, onu eğip bükme, arzuladığı şeylerle ilgili bir senaryo yazıp onu oynama ihtiyacı hisseder? Çünkü aradığı şeyin gerçekte mümkün olmayacağını artık kabul etmiştir. Acı verici hakikatlerin ortasında kalmaktansa hayal dünyasına dalmak daha mutluluk vericidir. İnsan elbette eskiden de bir konuyu fazla düşünür, hayaller kurardı. Ancak günümüzde bunun bir ihtiyaç hâline geldiği ortadadır. Yapılan araştırmalara göre insanlar günün 89 dakikasını overthink ile geçiriyor. Bunda ekonomik nedenlerin etkili olduğu belirtiliyor. (2) Yani modern insan günün neredeyse bir buçuk saatini kendi düşünce dünyasının derinlerine dalarak gerçekleştiriyor. Müzik dinleyip kafada bir senaryo kurma ve o senaryoyu farklı biçimleriyle sürekli oynama da bu dönemin popüler aktiviteleri arasında. İngilizce'de "Mind-wandering" diye tabir edilen zihin dalgınlığı da bugün özellikle gençler arasında hayli popüler. Bunun en önemli nedeni elbette beynin sürekli uyarılması. Ancak bu rahatsızlığın gerçekten kopma isteği ile doğrudan ilgisi olduğu da gözden kaçmamalı.

Özetle; sosyal medya ve overthink artık modern insanın yaşamını işgal eden başlıca iki unsur olarak öne çıkıyor. Bunun altında yatan neden ise aynı: Kapitalist ekonomik sistemin yarattığı buhran, sebep olduğu yıkım ve bunun yaşamayı tamamen travmatik bir hâle çevirmesi. Yaşamak travmatik olunca insanlar da gerçeklerden kopmak ihtiyacı duyuyorlar. Hakikatlerden uzaklaşmak, kendi kurgu dünyasında olabildiğince fazla vakit geçirmek artık bir seçenek olmaktan çıkıyor. Sosyal medya otuz saniyelik videolarla bu ihtiyaca direkt ve en kısa sürede cevap veriyor. Ancak bunu yaparken insanı insan yapan meziyetleri de onun elinden alıyor. Aynı şekilde overthink de insanın gerçeklerden kopma isteğinin bir sonucu. Her ikisi de kapitalist sistemin insanı sürüklediği karanlıktan dolayı bugün modern insanın vazgeçilmezi oldu.

Kaynaklar:

(1)https://www.theguardian.com/inequality/2025/dec/10/just-0001-hold-three-times-the-wealth-of-poorest-half-of-humanity-report-finds

(2) https://www.moneysupermarket.com/life-insurance/overthinking-nations/